Yaşamak kelimesiyle haşlanmış dişetlerini gizleyen

Yaşamak kelimesiyle haşlanmış dişetlerini gizleyen Ölmek kelimesine bakarken bakamayan

             
İZDİHAM: Ben sizi bir sayısını bulup diğer sayılarını eş dosttan dilendiğim Kırklar Dergisi’nin 17. sayısındaki Yaş: Ombir şiiriyle tanıdım. Ben o zamanlar üni. hazırlanan bir heyecan yumağıydım. Ve bing bang ‘i bekliyordum. Bana önce Yaş: Ombir’i yazan Ahmet Murat’ı tanıtır mısınız?

AHMET MURAT:Karamanlıyım. Yaş: Ombir şiirindeki ruhiyat Karaman’da geçirdiğim, ama çok eskide kaldığı için gerçekliğinden bile kuşkuda olduğum çocukluk yıllarına dair. Orda burda okudum sonra, diplomalar birikti bu arada. Lise son sınıftayken, bir kış akşamı şiir yazabileceğimi hissettim. Bir gardiyan oğlu olan Marksist arkadaşım İbrahim’e açtım konuyu. Onunla birlikte, benim şiir yazabileceğime karar verdik. Onlarca dergide şiir yayınladım. İki şiir kitabım var: Kaf ve Rengi, Kış Bilgisi. İstanbul’da yaşıyorum.

Şiirlerinizde karmaşık imgeler yok. Zorlamadığınız belli, sözcükler kendiliğinden gelmiş. Şairde yetenek dediğimiz şey bu mu?

Yetenek konusu karışık bir konudur. Hemen her zaman bir bakışta seçilebilecek bir şey değil yetenek. Hele kafa karıştıracak kadar büyük bir yeteneğiniz varsa hiç değil. Şiirimi hem karışık, hem açık, hem zor, hem kolay bulanlar var. Yazarken zorlanmıyorum ama her istediğim zaman yazıyor da değilim. Hülasa, hülasası yok. Ama sanat tam da böyle sofistike bir insan evladı olduğu için lazım bize.

Şairlerin dünyayı ,hayatı algılayışları hep şair olmayanlardan farklıdır. Ama hayat acıyı ve sevinci verirken insan ayırt etmez. Sizin dünyayı algılayışınız nasıl? (Çoğu insan bir ağacın yanından geçerken varlığını bile hissetmez. Siz tek tek yapraklarında biriken canı düşünmüşsünüz)

Dünya acayip bir yer: Cennet ve cehennem, yüce ve sefil, betül ve  yosma…Aleksi Zorba, hani şey der ya sık sık: “Yav reis, bu dünyada katırların olduğuna inanabiliyor musun? Nasıl oluyor da bir kuş uçuyor, bir yaprak yeşeriyor. Ama nasıl??”  Dünya aslında yok. Biz varız. Herkesin dünyası diğerinin hemen yanında, ona değmeden dönüyor. Bu yokluğu alt etmenin aşk ve savaş dışında bir yolu da şimdiye kadar bulunamamış. Ya âşık olacaksın ya şehit. İkisi de değilsen sen de yoksun, dünya da yok.

İstanbul’da mı yaşıyorsunuz. Şair ve yazarlarımızın çoğu ülkemizde sanatla karın doymayacağını bildiklerinden kendilerini sağlama almışlar. Çoğu da öğretmen. Siz başka bir işle iştigal ediyor musunuz?

İstanbul’dayım. Yayıncılık yapıyorum.

Kitaplarınızın isimlerine bile baktığımızda hem masalsı hem de hayatın tam da içinde bir hava hissediliyor. Siz bunu hissettirmeyi mi amaçladınız?

Kitap isimleri konusunda talihli olduğumu düşünüyorum. Hani çok iyi isimlerdi anlamında değil ama, pişman olacağım bir iş de yapmamışım diyorum, şimdi buradan bakınca. Tesadüfen bulundu o isimler. Eş dost da  yardım etti sağ olsunlar. Böyle elbirliği, dayanışma ruhu, hız tutkusu, şiir kardeşliği…

Türk şiirinin neresindesiniz?

İçinde miyim? Öyle değil mi? İçindeyim sanki.

Kırkikindi’de yazıyorsunuz. Sizce internet ortamı mı yoksa mürekkepli selülozlu matbaa ortamı mı?

İnternette yazmak çizmek çok heyecan verici. Yaz, sil, kes, yapıştır…Çok demokratik ve seyyal. Herkes için yazı adaleti dilemeye bire bir. Ama ben çok tembel bir yazarım. O yüzden internette miydi, kağıt üstünde miydi filan gibi ayrımları yapamayacak kadar az yazıyorum. Kendime şöyle diyorum: Oolum yaz da yayınlama istersen, ama Allah için yaz kardeş.

Şiir, hikaye dışında en çok hangi sanat dalını kendinize yakın hissediyorsunuz?

Edebiyat dışında mı? Sinema, müzik, resim…böyle gider. Bıraksalar hepsini yapacağım, hepsine tutulacağım, böyle böyle kendimi berhava edip gideceğim.

Ahmet Murat nasıl müzik dinler?

Elimden geldiği kadar dinlememeye çalışıyorum. Müzik çok tehlikeli, çok hızlı kana karışan, kalbe inen bir şey. Üstad Platon yasak koyarken haklı. Felç ediyor müzik. Tarlada çapa yapanlara ve denizden ağ çekenlere serbest. Bir de savaşçılara ve âşıklara. Bu sonuncuya her şey serbest.

Çeşitli gruplara ait edebiyat dergilerini takip ediyor musunuz? Hangilerini başarılı buluyorsunuz?

Edebiyat dergilerinin bazılarını takip ediyorum. Çoğunu da satın almadan önce şöyle bir karıştırıyorum; şiirleri hızla okuyorum, hımm filan diyorum böyle arada. Çok hevesli bir dergi delisi olmadığım anlaşıldı sanırım. Ama dergiler çok önemli. Ne demişler: Bir dergi ve bir balkon, işte mutluluğun sırrı.

Şair arkadaşlarınızdan hangilerinin yeni şiirlerini daha heyecanla okursunuz?

Çok eskileri saymıyorum. Bizden önceki kuşaktan sayayım: Osman Konuk, Ahmet Güntan, Hüseyin Atlansoy, Haydar Ergülen, Birhan Keskin. Bizim kuşaktan, 70- 71’lerin hemen hepsi. İkibinlerden Aslı Serin, Zeynep Arkan, Ömer Şişman, Melek Arslanbenzer…gider böyle.

Divan şiirine merak duyar mısınız? Hayran olduğunuz Divan şairi var mı?

Bir ara daha yoğun olarak okuyordum. Fuzuli, Şeyh Galip, Şeyhülislam Yahya ile meşgul olmuştum. Ama uzun zamandır okumadım desem. Şairler iyidir; divandan olsun ya da olmasın. Hayranım nitekim hepsine. Divan şiiri çok büyük bir şiirdir. Gürül gürül, inanılmaz zevkli, müzikle dopdolu bir şiir. Bir Türk şairi olarak beni, böyle bir mirasın sahibi olmak acayip gururlandırıyor.

Günümüz şairleri arasında hangilerini II. Yeni’nin devamı olarak görüyorsunuz? II. Yeni şiirine bakışınız nasıl?

Hepimizde İkinci Yeni’nin etkisi büyüktür. Bugün iyi, ya da işte vasat üstü şiir yazmanın yolu o şiiri, ondan önceki şiiri okumuş olmaktan geçer biraz da. O şiiri görmek önemlidir. Kişiye seviye atlatır, zihnini açar, şiir mutluluğunu tattırır. Divan şiirinden sonraki en önemli şiir olayı İkinci Yeni olayıdır.

Ağırbaşlı bir duruşunuz ve üslubunuz var? Bunu Şiirle Gelenler programında yeniden konuk olduğunuzda da gördük. Buna rağmen şiirlerinizde bazen yaramaz, bazen masal dinlerken uyuklayan, bazen de büyümüş ama büyümekten korkan bir çocuk var. Siz hangisisiniz artık?

Ailecek böyleyiz biz. Benim dayımlar da böyledir. Yapacak bir şey yok.

Geçmişe gitseniz hangi dönemde yaşamak istersiniz?

Bilemiyorum, seçmekte zorlanacağım sanırım. Ama karanlık orta çağda yaşamak tam bana göre. Denizci bir tüccar olabilirdim, ya da Keltler arasında gezen bir coğrafya bilgini. Yok yok, en iyisi Fas’daki bir ribatta yaşayan bir derviş olmak.

Ah şu yaşlarıma geri dönsem dediğiniz oluyor mu?

Olmaz öyle şey. Efendi efendi yaşlanıp insan evladı gibi öleceğiz inşallah. Allah mahcup etmesin.

Çocukluğunuzdan ve gençliğinizden kısaca bahseder misiniz? Çocukluğunuza inelimJ

Valla hiç bir özel durum yok sanki. Andımız, mahalle takımında yedek santroforluk, Milliyet çocuk, pinokyo bisiklet, esem sport.

Teşekkür ederim.

 Ben Teşekkür ederim.


Selin Yankı
izdiham.com
 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır